Blog

You may find the original of this post, ‘My Dispatch from Davos’ in English here. This is a translation to Turkish for my non-English speaking colleagues.

Geçtiğimiz hafta Dünya Ekonomik Forum‘una katılan 600 kadından biriydim. Avrupa’nın ‘En Genç 40 Düşünürü’ ödülü sonrası gelen bu güzel davete uzman olarak katılmaktan hem gurur, hem onur duydum; dilerim bir gün konuşmacı olmakta nasip olur.

Önemli tartışmaların bir parçası olmanın heyecanı bir yana (ve hayatımda ilk defa kadın azınlık olmanın bir getirisini olarak tuvalet sırasında beklemeyecek olmanın :)), öğrendiğim her şeyi sentez edip tek bir öğretiye indirmenin çok zor olduğunu belirtmek isterim. Yine de tek bir cümle ile öğrendiklerimi özetlemem gerekseydi şunu söylerdim: Biz insanlar kendimize ve birbirimize verdiğimiz krediden çok ama çok daha fazla karmaşık ve özeliz. Eğer dijitalleşen dünyadaki değişiklikleri tam anlamı ile değerlendirmek istiyorsak, özümüze dönmenin önemini içselleştirmeliyiz.

Notlarımı özetlemeden önce, bütün konuşmacıların tekrar tekrar değindiği ve sizlerin de ilginç bulacağınız birkaç genel istatistik paylaşmak isterim:

  • 2017’de dünyanın en zengin 8 insanın varlık toplamı, dünya popülasyonun en fakir %50’sinin varlığı ile eş değer.
  • 2017’de dünya zenginliğinin %82’sı en varlıklı %1’e gitti ve 3.7 milyar insanın zenginliğinde HİÇ değişiklik olmadı.
  • Şu anki değer değişim sürecinde iş yerlerinde kadın ve erkek ödenek ve imkân eşitliği 217 sene sonra kapanacak.
  • Dünya ülke ve parlamento yönetim liderlerinin sadece %23’u kadın, Fortune 500 diye bilinen Amerika çıkışlı uluslararası en büyük ilk 500 şirketlerin yönetim liderinin ise sadece %6’sı kadın. Haa, bu arada Ekonomi Forumu’nun yönetimi tarihinde ilk defa bu sene tam 8 kadına verilmişti, 0 erkek!
  • 2026’ya kadar sadece ABD’de 1,4 milyon iş dijitalleşme sürecinden geçecek ve yetenek değişimi ile işine tutunabilen meslektaşlarımızın maaşları yılda $15,000 kadar artış gösterecek.
  • Mutluluk uzmanı Dan Buettner‘a göre ruhaniyetimizin sadece %40’i genetik, 15%’i ise çevresel faktörlere bağlı. (Dan hepimize sevdiğimiz bir işi yapmamızı, günde 7-8 saat sosyalleşmemizi, aşık olmamızı, köpek almamızı ve kendimizi ‘ait’ hissettiğimiz bir şehirde yaşamamızı tavsiye etti – hepimize bol şans diyelim! :))
  • Son olarak dünyamızda 320 milyon kişi ağır depresyona maruz ve %25’imiz stres halinde duygularımızı paylaşacak kimse olmadığını düşünüyor ve yalnız hissediyoruz. Konunun uzmanı Hint asıllı doktor P. Muralı Doraiswamy, bu rakamların çevresel faktör ve kültürden çok etkilendiğinin altını çizip, insanlara ‘özlerine’ dönmeleri için yöneticileri ruhi hastalıkları tabu olmaktan çıkarmaya davet etti.

Sonrasında birkaç özel söz paylaşmak istiyorum – ki, gerçekten çok değerli paylaşımlar vardı:

“Güven şirketinizin bir numaralı değeri olmalı, yoksa başınız dertte!” – Salesforce CEO’su Marc Benioff

“Geçmişten hiç mi ders almadık? Sanırım almamışız!” – Angela Merkel

“Başarılı olmak istiyorsanız duygusal zekaya; kazanmak istiyorsanız entelektüel zekaya, kalıcı olmak istiyorsanız ise sevgi zekasına sahip olmalısınız.” – Ali Baba CEO’su Jack Ma

“… Belki de büyük veri kontrolünü kimin yapmasını gerektiğini bilim adamları, uzmanlar ve şairlere sormalıyız – hatta kesinlikle şairlere sormalıyız…” – Tarih Uzmani, Yuval Noah Harari

Şimdi müsaadeniz ile daha ‘ciddi’ konulara geçelim:

Önce Ekonomi ve Toplum Üzerine…

21.inci yy’in henüz çok başlarında olmamıza rağmen, 4. Endüstri Devrimi’ne insan uygarlığının ve modern toplumun gördüğü “en büyük transformasyon” ismi verilmekte. Neden mi? Üç ana sebepten:

  1. Diğer endüstri devrimlerinden farklı olarak bu seferki devrimde kullandığımız teknolojiler sadece üretimi değil, çalışma şeklimizi, çalıştığımız yerleri, yaşam tarzlarımızı ve yaşam şekillerimizi de derin ölçüde etkiliyor. Değişimin boyutu, derinliği ve hızı daha önce hiç görmediğimiz neticeler doğuruyor.
  2. Hayatımıza giren teknolojiler sadece veri kullanmıyor, veri analizi de yapabiliyor. Artık devletler, iş yerleri, eğitim kurumları büyük veri analizleri üzerinden davranış şekilleri geliştiriyor. Algoritma ile çalışan bu teknolojiler – yapay zekâ gibi – tarihinde ilk defa insan denilen canlı varlığın fonksiyonel çalışma şeklinin yanı sıra psikolojik ve ruhi durumunu da ölçüp, değerlendirme yapabiliyor. Diğer bir değişle devlet ve kurum yöneticilerimiz ilk defa bizi bizden daha çok tanıyacak konuma geliyor.
  3. Bütün bu teknolojik gelişimin yanı başında ise, var olan düzende toplumlar arası oldukça büyük imkân, özgürlük, kaynak ulaşımı ve dahil olabilme eşitsizliği yaşanıyor.

Şöyle ilginç bir veri daha paylaşayım: Bütün bu teknolojik yatırımlar, gelişim, dijitalleşme bir yana, dünyamızda verimlilik düşer durumda. Mesela, ABD’de kişi başı saatlik verim 1948 – 1983 seneleri arasında %2,4, 2000 – 2007 arasında %2,7 iken, 2007 – 2015 arasında %1,3’e düşmüş gözüküyor.

Peki neyi umursamalıyız?

Görünen odur ki, dijitalleşme ve dijital dünyada var olma hakkında henüz bilmediğimiz ve bilinçli değerlendirmemiz gerek gerçekten çok konu başlığı var. Fakat bu geçişte belki de bizler için en önemli şey insanlığımızı beslemek olacak – zira buna çok ihtiyacımız olacak gibi gözüküyor. Yaptığımız seçimleri açık bilinç ve an odaklılık ile değerlendirmek, belliğimizi hangi verilere, kime ve neye vereceğimiz konusunda aşırı seçici olmak (anne baba dostlarımız için gelsin, özellikle çocukların teknolojiye maruz kalmaları çok ama çok konuşuldu) ve geçiş süreci sonrasında nasıl bir dünya istiyor isek, örneğin barışçıl, huzurlu, köprüler kuran, o yönde bugün bireysel adımlar atmak çok önemli gözükmekte.

Eğitim, Cinsiyet Eşitliği ve İş Yeri Üzerinde…

Şirketimizin sponsorluğunu yaptığı Whirling Chief – Semazen Yönetici, dijital iş yönetimi eğitim ve öğretim platformunu takip eden dostlarımız hatırlayacaklar dijitaleşmenin, demokratikleşmenin ve küreselleşmenin iş kavramını, iş yerlerimizi ve iş deneyimlerimizi nasıl değiştirdiğine sık sık değiniyoruz. Ekonomik Forumu’nda da aynı şekilde farklı etkenler ve sonuçlar üzerinde uzun uzun tartışıldı:

İş Tutma: Ödemeli, ödemesiz, keyifle ve/ya zorunlukla yapılan bütün aktivitelerin kesişiminde aynı sonucu görüyoruz. Kadınlar erkeklerden daha fazla iş tutuyor; fakat karşılığını daha az alıyor. Mesela kadınlar erkeklerden günde 50 dakika fazla iş tutuyor. Yine etnik azınlık grupları homojen gruplara göre çok daha az maaş ile çok daha fazla saat çalışmakta. Bu bağlamda yöneticilerimizin kendilerine sormalarını istediğimiz soru şu: Farklı guruplar üzerinde nasıl daha fazla eşitlik sağlayabiliriz?

İstihdam Sağlayabilme: Bir sürü ülkede ekonomik ilerleme çok geride. Özellikle gençler işsizlikten müthiş etkilenmekte. Gençler için işsizlik oranı yetişkin grupların üç katı daha fazla. Şimdi bir de robot işçilerin istihdamı paylaşma ihtimali ile bu sorun ciddi bir boyut atlıyor. Bu bağlamda yöneticilerimizin kendilerine sormalarını istediğimiz soru şu: Herkes için eşit istihdam nasıl sağlayabiliriz?

Cinsiyet Ayrımcılığı: Bu konuda çok söylenildi, yazıldı. Yöneticilerimizden – özellikle bey yöneticilerimizden – iş yerlerinde kesinlikle ayrımcılığa karşı durmalarını rica ediyoruz!

Özelleşmiş Eğitim: 21’inci yüzyılda gerekli yetkinlikleri aşağı ekledim ama aslında ihtiyacımız olan tek bir yetenek ve/ya hüner değil. Tam tersine her tür insana hizmet edecek, farklı yetenek ve yetkinlik geliştirecek, farklı alanlar arasında geçiş sağlayabilecek, kendini güncelleyebilen, akıcı, bireysel ulaşıma açık bir eğitim felsefesi.

Yeni Çalışma Modelleri: Bu konuda da maalesef bazı ülkeler diğerlerinin gerisinde. Yeni dünya modelinde insanların ekonomik ihtiyaçlarını bir çok çalışma modeli üzerinden karşılaması söz konusu. Dolayısıyla yöneticilerimizin tek çeşit (tam zamanlı, maaşlı) işçi- iş veren ilişkisinin yanı sıra, yaratıcı ve esnek modeller geliştirmelerini istiyoruz.

Konuşulan konuların yanı sıra bence iki büyük konuya yeterince yer verilmedi – ya da belki de kapalı kapılar arkasında verildi?

  1. Dijitalleşen dünyada liderlik konsepti: Liderlik kavramının değişiyor olması aşıkâr olmak ile beraber, şu çok net görülmekte ki korkmamız gereken şey yeni teknolojiler değil – teknoloji insanın doğasında var – şu anki ve gelişen teknolojilerin kimler tarafından ve nasıl yönetildiği olmalıdır. Bu bağlamda iş yerleri için yeni bir liderlik modeli ve etik iş yapma pusulası ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
  2. Kelebek etkisi: Çevremizdeki değişim ile etkileşim halinde olduğumuz da çok aşıkâr ama bu ilişkinin iki taraflı olduğuna bence yeterince değinilmedi. Teknolojiyi düşünelim mesela. Teknoloji ile ilişkimiz iki yönlü. Hem teknolojileri geliştiriyor ve hem de kullanıyoruz. Bir yandan ekranlara yapışık yaşarken, öte yandan aplikasyon sayısının fazlalığından yakınmaktayız. Ekonomi ile de öyle. Bir yandan kullanıcı olarak daha hızlı, daha ucuz, daha kaliteli ürünler isterken, öte yandan birilerinin eşit kaynak hakkından “çalmaktayız.” Bu bağlamda birey – örgüt ilişkisi ile insanların fabrika ayarlarına geri dönmesinin önemi kesinlikle tartışılmalıdır.

Peki, bütün bunlar bir kurum lideri için ne anlama gelmekte?

  • Öncelikle içinde bulunduğumuz değişimin çoğunluk üzerinde nasıl ağır bir etkisi olduğunu fark edip, kendimize ve birbirimize sindirim zamanı tanımalıyız.
  • Sonrasında lütfen ama lütfen sözlüğümüzü güncelleyelim. Uzun senelerdir ekonomistlerin hayatımıza soktuğu bir takım kapitalist yaklaşımlar ve terimler ile ticareti tanımlıyoruz ama farkında değiliz bu yaklaşım bizi ticaretin özünden uzaklaştırmakta. Beyinlerimize yeni kavram ve kelimeler öğretmenin yeri ve tam da zamanıdır.
  • Bütünsel varlığımıza önem verelim. Bir sürümüz bulunduğumuz yönetici koltuklarına deliler gibi çalışarak geldik. Gücümüzü ‘daha fazla iş, daha fazla verim’ motolarından aldık. Doğrusu ve ihtiyacımız olan da buydu zaten… Ama artık değil… Dünya iyiye evrilmekte ve bizi olduğumuz yere getiren mentalite artık saygınlık görmemekte. Ne yaptığımız değil, neyi, neden yaptığımız önem kazanmakta. Bu sebepten bütüne bakıp, farkındalık kazanmanın ve otantik liderler olmanın da tam zamanıdır.
  • Kalıcı ilişkiler kuralım. Bir bireyin her hangi bir örgütten tek bir beklentisi vardır: Güven. Güven ortak ekonomilerimizin bazı olduğu gibi, çalışanına güven sağlayamayan kurumlar kesinlikle hayatta kalamayacaklar gibi gözükmekte. Nasıl güven kuracağınızı bilmiyor iseniz, eğitime yatırım yapmanızı tavsiye ederim.
  • Basitlik yeni değerlerimizden biri olsun. Değişen ve dijitalessen dünya bizden çok fazla şey bekliyor. Teknolojiyi, veri kullanımı ve optimizasyonu ilk edinin. İşinizi basitleştirmeyen herşeyden kurtulmaya bakın derim.
  • Son olarak umut aşılayalım. Sabır nedir, aktif dinlemek nedir, huzur ortamı nasıl kurulur, sevinç nasıl paylaşılır, öğrenin. Unutmayın uzun vadede insanları motive etmenin yolu kalbe dokunmaktan geçiyor, yalnız akla ve/ya cebe değil.

Son olarak Pope Francis’in sözleri ile bitirelim:

“Bu senenin Forum teması “Bölünen/ Parçalanan Dünyada Ortak Gelecek Oluşturmak”tı – bence çok vakıtlı bir tema. Diliyorum ve güveniyorum ki dünya liderlerimiz daha katılımcı, daha bütünsel, daha eşit ve daha onurlu bir dünya için ellerinden geleni yapmaya kendilerini adayacaklar.”

Biz de öyle diliyor ve üzerimize düşen görevi memnuniyet ile kabul ediyoruz.

Bu arada bir sürü dünya lideri ile çalışma olanağımız zaten çok şükür olmuştu ama Ali Baba şirketinin kurucusu Jack Ma ile ilk defa tanıştım ve en favori konuşmacım oldu, kendisine saygı duyduğumu belirtmeliyim. Ve yeni dünyada takım elbise ve topuklu ayakkabılardan sıyrılıp, kendini daha rahat ifade etmek isteyen bütün lider arkadaşlarım adına diyebilirim ki, bizim için şovu Kanada Başkanı Justın Trudeau kazandı, zira, biz dünyanın daha çok ördekli çoraplara ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz – özellikle güç sahibi koltuklarda ve iş yerlerinde…

——————————

Sesil Pir, Uzman Endüstriyel Psikolog, SESIL PIR Danışmanlık firması Kurucu Uzman Yöneticisi ve Semazen Yönetici (Whirling Chief) Dijital İK Platformu Yöneticisi olarak çalışmaktadır.

Kariyerine 1999 senesinde Deloitte & Touché ile Pazarlama Danışmanı olarak başlamıştır. Sonrasında Honeywell International, Cargill Inc., Microsoft Corporation şirketlerinde cesitli liderlik rolleri ile devam etmiştir. En yakın zamanda Novartis AG firmasının küresel İK Genel Müdürlüğünü yapmıştır.

Minnesota Üniversitesi’nden İnsan Kaynakları ve Endüstriel İlişkiler üzerine, Harvard Üniversitesi’nden İsletme üzerine iki ayrı yüksek lisansi ve E. Michigan Üniversitesi’nden Psikoloji diplomasi bulunmaktadır.

Çeşitli Uluslararası İK kitaplarına konuk yazarlık yapmis olan Pir, Harvard ve Hindistan İsletme Fakültelerinde ziyaretçi öğretim görevlisi ve Uluslararası Çalışma Örgütü Araştırma Kurulu üyesidir. Proje Yönetimi, Organizasyon, Liderlik ve Takım Anazlileri üzerine çeşitli sertifikalara sahip olmaktadır. Evlidir, eşi ile İsviçre’nin Zürih şehrinde ikamet etmektedir. 

Menü