Blog

MUTLULUK İÇİMİZDE DEĞİL DIŞIMIZDADIR

“Ol”maya yöneliktir algımız. Olmak fiili içindeki egodan habersiz bir şekilde, kısacık ömrümüzde bir şey olmak için gayret sarf edip dururuz. Evet, olmak direkt olarak “ben” demektir. Bir şey olmaya çalışmakla aslında o şeyin örtüsü altında egomuzu bir yüceliğe taşımaya çalıştığımızın farkında bile değilizdir.

Halbuki, aslında bütün eylemlerimizin ve yaşama bilincimizin temelini oluşturan mutluluk/huzur arzusunun yolu, “olmaktan” geçmiyor. Bir durum içinde olmak, bir şeye sahip olmak, bir makamda olmak gibi, bireysel bir pozisyon alarak kendimizi konumlandırdığımız hiçbir “oluş” bize mutluluk getirmek için yeterli değil. Çünkü tüm bu “oluşlar” insanın kendisine dönük bir aktiviteyi  Kısa süreli hazları mutluluk olarak sayarsak başka tabi…

Hepimizi daha fazla bireyselliğe ve sahiplik arzusuna mahkum eden ezberci yaklaşımın kurbanı olan “mutlu et, mutlu ol” anlayışı işin özü… Yani gerçek mutluluğun yolu başkasını mutlu etmekten geçiyor. Statik bir oluş hali içine kendimizi hapsetmek yerine, dinamik bir akış içindeki oluş duraklarından akmak bize gerçek mutluluğu tattırıyor. Bu yüzden olsa gerek Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî der ki “Her gün bir yerden göçüp bir yere konmak ne güzel, bulanmadan donmadan akmak ne hoş”…

Bunu bir pozitif yaşam oyunu olmaktan çıkarıp bir gerçeklik olarak zihinlerimize kazıyalım; birilerini mutlu ettiğimiz ölçüde mutlu olacağız. Kendimizi/zihnimizi bir yerlere sabitleyip oralarda huzuru yakalayacağımızı zannetmeyelim. Tam aksine kendimiz dışındakilerin mutlulukları için gayret sarfederken yaşadığımız hareketliliğin adıdır mutluluk.
Yani; mutluluk dediğimiz şey içimizde değildir; tam olarak dışımızdadır…

Menü