Blog

Otizm ve Davranış Problemleri-1: Kendine zarar verme

Otizm ve Davranış Problemleri-1: Kendine zarar verme

Otizm yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan ve sosyal, iletişimsel farklılıklarla ve sınırlı ilgi ve yineleyen davranışlarla karakterize bir nörogelişimsel bozukluktur. Otizmli bireyler bunların yanında davranış problemleri de gösterebilmektedir. Davranış problemleri çocuğun eğitimden verim almasını engelleyebilir, yaşam kalitesini düşürebilir ya da kendine veya başkalarına zarar vermesine neden olabilir.

Davranış problemleri 3 ana başlıkla incelenebilir.

1- Kendine veya çevresine zarar veren davranışlar (oto-mutilasyon)

2- Tekrarlayıcı davranışlar (stereotipi)

3- Öfke nöbetleri (temper tantrum)

Kendine veya çevresine zarar veren davranışlara; çığlık atma, obje atma, kendine vurma, başkalarına vurma, ısırma gibi davranışlar örnek verilebilir. Tekrarlayıcı davranışlara; belirli bir yere dokunma, sallanma, belirli sesler çıkarma, belirli bir ezgiyi mırıldanma ve bir şeyi açıp kapama gibi yineleyici hareketler örnek gösterilebilir. Öfke nöbetleri ise; uyaran eksikliği, fazlalığı veya duygu durumunu dengeleyememe ile, yer ve zaman ayırmaksızın ortaya çıkabilir.

Bu yazımızda bahsi geçen oto-mutilasyon, yani kendisine ve çevresine zarar verme eğilimine yol açan davranış problemlerini önlemenin birincil yolu, her hareketimizle çocuğa örnek olduğumuzu unutmayarak, bağırma ya da vurma gibi öğrenmesini istemediğimiz bir davranışı yapmamaktır. Nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde uyaranlar beyinde farklı etkilere neden olduğundan, çocuk uyaranlara aşırı hassas ya da duyarsız olabilir. Bu uyaran eksikliği ya da fazlalığı durumunu regüle etmek isteyen çocuk, davranış problemlerini kendiliğinden de keşfedebilir. Duygu durumunu düzene sokmak için kendisi sallanma, vurma, ısırma, elinde bir obje tutma gibi çözümler üretmiş olabilir.

Bu problem davranışlarının çözümü için ilk basamak, eğitimci ve ailenin çok iyi birer gözlemci konumunda olup davranışı analiz etmesi, bu davranışların ne olmadan önce, ne olduktan sonra ya da ne olurken ortaya çıktığını keşfetmesidir: boş kaldığında mı, etkinlik aralarında mı, istemediği bir şeyi yapmadan önce veya sonra mı, belirli çevresel uyaranlara karşı mı.

İkinci basamakta ise; çevre, çocuğun ihtiyaçlarına göre düzenlenmeli ve davranışı tetikleyen uyaranlar kaldırılmalıdır. Bu süreçte davranış probleminin silikleşmesi için çocuğun meşguliyeti arttırılmalı, gösterdiği davranış problemine göre elini meşgul etmek için top atmak gibi çözümler üretilerek davranış hem meşguliyet ile hem de fiziksel yardım ile engellenmelidir. Burada en önemli mesele ise problemin tek bir çözüm formülünün olmayışı ve çözümün çocuğa özel üretilmesidir. Ayrıca bu basamak uzun ve sabır isteyen bir süreçtir.

Üçüncü basamak ise, meşguliyet ve yardım ile davranışın silikleşmesi sonrası çocuğun tetikleyene karşı hassasiyetinin ortadan kaldırılmasıdır. Genellikle atlanan bu basamak, eski davranışın dönmesine ya da yeni davranış problemlerinin ortaya çıkmasına yol açar. Çünkü çevresel faktörler her zaman kontrolümüz altında değildir ve ve çocuk benzer tetikleyicilerle her zaman tekrar karşılaşabilir.

Bu basamakta, çocuğun problem davranışını tetikleyen ön uyaran öncelikle az miktarlarda, çocuğun davranışları kontrol edilerek sunulmalıdır. Uyarana alışma süreci tamamlandıkça dozu arttırılarak bu uyarana karşı hassasiyeti ortadan kaldırılmalıdır.

Vurma, ısırma gibi davranış problemlerinde uygulanan bazı yöntemler, davranışın verdiği zararı azaltmakta fakat ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü davranışın verdiği hasarı azaltarak, davranışın yapılmasını kolaylaştırmaktan başka bir şey elde edilemez, davranış silikleşemez. Bu çözümler daha kolay ve kısa sürede hayata geçirilebilir olmakla birlikte, davranışta bir değişikliğe yol açmaz.

Problem davranışlarını tamamen ortadan kaldırma süreci uzun ve zorludur. Eğitimci ve aileler sabırlı, gözlemci ve hep tetikte olmalıdır. Her çocuğun karakteri ve ihtiyaçları kendine özgüdür. Problem davranışın ortadan kalkması sürecinde, çocuğun farklılıkları göz önünde bulundurulmalı, aile ve eğitimci senkronize bir şekilde çalışmalı ve aile ihtiyaç duyarsa çocuğun eğitimcisi tarafından yönlendirilen bir gölge abla ile gündüz ya da yatılı çalışılmalı, gerek duyulduğunda ise pskiyatri ve nörokimyasal takipler gibi medikal destekler almaktan da kaçınılmamalıdır.

YAZARLAR:
Semiha EROL – ÇOCUK GELİŞİM UZMANI

Özce Zeynep AKÇIN – NÖROBİLİM UZMANI

Menü