Blog

Yalan Strestir!

Yalan Strestir!

*** Dikkat: Bu yazının seslendirilmiş versiyonunu aşağıdaki oynatıcı yoluyla dinleyebilirsiniz:

Seslendiren: Volkan Kutluer

Şimdiye kadar hiç yalan söylemediyseniz bu yazıyı okumadan geçebilirsiniz. Ama devam edeceksiniz, çünkü söylediniz, hem de çok.

Beyazı, yeşili, mavisi, kuyruklusu… Pek çok türü vardır yalanın. Hayatta kalmak, eşinle bozuşmamak, karşındakini hoş tutmak, eleştirilmekten sakınmak ve daha başka bir çok amaçla için söyleriz yalanları. Çoğunlukla bilinçsizce söyler ve sonradan da inceden bir pişmanlıkla irkiliriz. Tabii eğer “profesyonel” bir yalancı değilsek.

Konumuz, neden rahatça yalan söyleyip geçemediğimiz. Hazır mevzuyu halletmişiz, eşimiz yanımızdaki arkadaşın sadece bir iş arkadaşı olduğuna gönülden ikna olmuş, peki neden hala stres oluyoruz? Beynimize baktığınızda aslında durum çabuk anlaşılıyor. Ama ondan önce filmlerden falan bildiğimiz yalan makinasına bir bakalım, nasıl çalışıyormuş: Yalan makinasının bir çok parçası var ama en önemlisi, parmaklara bağlanan iki metal elektrotla insan derisinin elektrik iletkenliğini ölçen EDA adlı bir cihaz. Doğruları konuşurken pek sorun yoktur ama yalan söylediğimizde, beynimizde her ne oluyorsa, derimizde mikro terlemeler başlar. Biz bunları gözle göremeyiz ama, terimiz tuzlu ve iletken bir sıvı olduğu için derinin elektrik iletkenliği artar. Bu da kayıt cihazında o filmlerde gördüğünüz zıplamaların nedenidir. Elbette filmlerdeki kadar başarılı değildir cihazlar, ama insanın stres düzeyi hakkında doğrudan bilgi almamızı sağlar.

Bu olan bitenin beyindeki kısa hikayesi şudur: Gerçeğe aykırı bir beyanda bulunurken, yani yalan söylerken, beyniniz normalde alışık olmadığı bir şey yapar. Gerçek orada, bellekte dururken, alternatif bir gerçeklik oluşturmak ve bunu esas gerçekle aynı devrelerde depolamak zorunda kalır. Ne kadar önden çalışıp hazırlık yapsanız da sonuç değişmez; zira beyniniz, neyin gerçek, neyin yalan olduğunu bal gibi bilir. Bu çelişki beyinde önce bir uyumsuzluk, ardından da bir seri stres tepkimeleri dizisi başlatır. Bu tepki dizisi de beynin “alarm” bölümü olan “amigdala” adlı çekirdeği uyarır; zira beyindeki her türlü stresin gideceği yer burasıdır. Amigdalanın işi, uyarıldığı zaman beyinden bedene “stresli duruma hazır ol” sinyalleri yollamaktır. Mesela gerildiğimizde ağzımızın kurumasına, ellerimizin terlemesine, dizlerimizin titremesine ve göz bebeklerimizin büyümesine neden olan hep bu amigdaladan çıkan sinyallerin bedenin her tarafına hızla yayılmasının sonucudur. Yalan söyleme konusunda ne kadar usta da olsak, amigdala yine de hafifçe uyarılır ve alttan alta bu sinyalleri bedene yollar. Bunların etkisiyle de derimizde savunma tepkisinin bir parçası olan mikro-terlemeler başlar.

Özetle, yalan, zihinsel senfonimizde uyumsuzluk yaratan bir nota basmak gibidir. Çalınan zihinsel eser “sol” çalınmasını gerektirirken biz “fa” çalmaya çalışırız ve aynen bir orkestrada olduğu gibi bu yanlış nota, bir kakofoniye, strese neden olur. Yanlış notaların sayısı, yani yalanların çetrefilliği arttıkça stres de artar ve bizi bitap düşürüz. Halbuki doğru olanı söylediğimizde, dilimizle zihnimiz arasında tam bir armoni, bir uyum vardır. Dürüst olduğumuzda rahatlama ve gevşeme hissetmemizin nedeni budur. Adeta usta bir bestecinin elinden çıkmış bir eseri mükemmel bir icra ile dinlerken olduğu gibi…

O nedenle dostlar, siz siz olun, doğru sözlü olun. Dürüstlük rahatlıktır.

(Bu yazı OT Dergisi Temmuz 2017 sayısında yayınlanmıştır)

Menü